Haftalık Gündem Değerlendirmemiz [25.02.2025]

28 ŞUBAT’IN HESABI HALA SORULMADI, MAĞDURİYETLER DEVAM EDİYOR!

28 Şubat postmodern darbesinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen, bu gayri hukuki sürecin mağduriyetleri hâlâ tam anlamıyla giderilmiş değil. Ayrıca darbenin failleri ve destekçileriyle gerçek anlamda hesaplaşılmadı.

Başörtüsü yasağı, katsayı adaletsizliği, keyfi ihraçlar ve hukuksuz yargı kararlarıyla özgürlükleri kısıtlanan, eğitim ve çalışma hakları gasp edilen binlerce insan, hâlâ haklarını tam anlamıyla geri alamamıştır. 28 Şubat’ın brifingli yargısı tarafından siyasi ve ideolojik saiklerle verilmiş olan mahkûmiyet kararları ve bu karaların yol açtığı mağduriyetler hâlâ olduğu yerde durmaktadır.

28 Şubat sadece mağduriyetlerle anılmamalıdır; bu darbenin arkasındaki iç ve dış aktörlerden de hesap sorulmalıdır. Askeri ve sivil vesayet odakları, medya, sermaye ve bürokrasi işbirliğiyle halkın iradesine ipotek koymuş, milletin değerleriyle savaşmıştır. Vesayet heveslisi bu yapılar, bugün de aynı zihniyetle varlıklarını sürdürmektedir.  Öte yandan bugün darbelere karşı çıktığını iddia eden bazı kesimler, yine bir başka darbe döneminde, darbecilerin yazdığı anayasanın vesayetçi ve tek tipçi özüne dokunulamayacağını savunarak büyük bir çelişkiye düşmektedir. Darbecilerin kodlarını taşıyan mevcut anayasanın hâlâ yürürlükte olması, vesayet zihniyetinin tam anlamıyla sona ermediğini göstermektedir.

28 Şubat’la gerçek anlamda hesaplaşılmalı, mağdurların tüm hakları iade edilmeli, hukuksuz yargı karaları bütünüyle iptal edilmelidir. Aynı zamanda darbeci zihniyetin izlerini taşıyan mevcut anayasa Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından değiştirilerek, halkın iradesini tam anlamıyla yansıtan sivil bir anayasa yapılmalıdır. Türkiye, darbelerle hesaplaşmayı samimi bir şekilde gerçekleştirmek istiyorsa, 28 Şubat’ın faillerinden ve destekçilerinden hesap sormalı, mağdurların haklarını teslim etmelidir.


KURULTAY PARTİSİNDE ŞAİBE

Türkiye’nin önemli sorunlarından biri de muhalefet sorunudur. Ana muhalefet partisi CHP’nin durumu içler acısıdır. Kamuoyuna hâlâ “para kulelerinin” cevabı verilmemişken şimdi de şaibeli kurultay iddiaları gündemi meşgul etmektedir.  Ülkeyi yönetmeye talip olanların, kurultaylarda parti içinde koltuk kazanmak için her türlü gayrimeşru yollara başvurduklarına dair iddiaların ardı arkası kesilmemektedir. Bizzat CHP’de görev almış ve yerelde yöneticilik yapmış kişilerin açıklamaları ve suçlamalarıyla ortaya çıkmıştır ki delegelere “bavullarla para” verilmiş, ev ve villa vaadinde bulunulmuş, kimileri de baskıya maruz kalmış ve tabir yerindeyse “hizaya getirilmiş”tir. 

Yerel kurumlarda ve parti teşkilatları içinde yolsuzluk ve taciz iddialarının bir kısmı yargının önüne gelmişken, partide görevli bazı kimseler ceza almalarına rağmen partinin koruma kalkanı altına alınmaktadır. “Şaibeli kurultaylarla” partinin başına geçen ve HÜDA PAR söz konusu olduğunda “yalan üretim ve dağıtım memuru” olmaktan başka bir işlev görmediği net olarak ortaya çıkan, oturduğu koltuğu vekâleten idare eden emanetçi başkan, “ön seçim müsamereleriyle” kendisini koltuğa oturtanların önünü açmakla meşguldür.


UYUŞTURUCU BAĞIMLILARINA REHABİLİTASYON DESTEĞİ ZORUNLU OLMALIDIR!

Uyuşturucu bağımlılığı, yalnızca bireyin değil, tüm toplumun güvenliğini tehdit eden ciddi bir sorundur. Bu sorunun sebep olduğu tahribat her geçen gün artmakta, kontrolsüz bırakılan bağımlılar hem kendilerine hem de çevrelerine zarar vermeye devam etmektedir.

Örneğin, Bingöl’de madde bağımlısı bir kişi, 4 kişinin ölümüne ve birçok kişinin yaralanmasına sebep olmuştur. Benzer şekilde, Konya’da bir bağımlı, ailesiyle yaşadığı tartışma sonucu annesini ve kardeşini bıçaklayarak katletmiştir. Bu tür trajedilerin önüne geçmek için bağımlıların rehabilitasyonu yalnızca kendi iradelerine bırakılmamalı, kamu güvenliği ve huzuru da dikkate alınarak bu konudaki mevzuat etkili sonuç verecek şekilde yeniden düzenlenmelidir.

Uyuşturucuyla mücadelede yalnızca tedavi değil, sıkı denetim ve hukuki yaptırımlar da hayata geçirilmelidir. Geleceğimizi korumak için bağımlılıkla topyekûn mücadele şarttır!

Birkaç torbacıyla mücadele etmek, bu sorunun çözümü için yeterli değildir. Uyuşturucu dağıtıcılarını, üreticilerini ve baronları hedef alan kararlı ve kapsamlı bir mücadele yürütülmelidir. Caydırıcı cezai işlemler etkin bir şekilde uygulanmalı ve toplum güvenliği sağlanmalıdır.

 

TARIMSAL STRATEJİ VE STRATEJİK ÜRÜN HAMLESİ

Tarım, bir ülkenin ekonomik kalkınmasında ve gıda güvenliğinde temel bir rol oynamaktadır. Türkiye’nin tarımsal potansiyelini en verimli şekilde kullanmak ve kırsal kalkınmayı desteklemek için etkili stratejiler geliştirilmesi büyük bir önem taşımaktadır.

Bu bağlamda 4. Ulusal Kırsal Kalkınma Stratejisi Programı çerçevesinde uygulamaya konulan projeleri önemli buluyoruz. Ancak bazı eksiklikler söz konusudur.

Program verilerine göre, ülke nüfusunun %68,1'ini oluşturan ve iş gücü olarak kabul edilen 15-64 yaş grubunun %69,2’si kentlerde yaşamaktadır. Bu veriler ışığında şu hususlar göz önünde bulundurulmalıdır:

1. Türkiye, tarımsal anlamda verimli topraklara sahip olmasına rağmen, çiftçilik mesleği toplum nezdinde düşük saygınlığa sahiptir. Bu durum, iş gücünün tarım sektörüne yönelmesini engellemektedir. Tarım mesleğinin imajının düzeltilmesi ve çiftçiliğin saygın bir meslek olarak konumlandırılması elzemdir.

2. Ülke genelinde tarıma elverişli alanlar ivedilikle belirlenmeli, bu bölgeler stratejik kentler olarak kategorize edilmelidir. Sulama, ulaşım ve lojistik gibi tarımda hayati öneme sahip koşullar iyileştirilmeli, nüfus yoğunluğu yüksek şehirlerden tarım yapmak isteyen vatandaşlara bu alanlar, üretim yapmaları şartıyla bedelsiz olarak ya da düşük bedellerle kiraya verilmelidir. Ayrıca kiraya verilen alanların verimli kullanılması için çiftçiler, tarımsal girdilerle ve ziraat mühendisleriyle desteklenmelidir.

3. Buğday, mısır, ayçiçeği, şeker pancarı, kenevir ve zeytin gibi stratejik ürünlerin üretimine öncelik verilmelidir. Zira bu ürünler, hem gıda güvenliği hem de ekonomik kalkınma açısından büyük bir öneme sahiptir.

4. Kenevir, birçok alanda hammadde olarak kullanılabilen değerli bir tarımsal üründür. Ekildiği her bölgede verim sağlayan kenevirin yaygınlaştırılması ve işlenmesi büyük bir stratejik öneme sahiptir.

5. Tarım ve hayvancılığın desteklenmesi, kırsal kesimin kalkınması için vazgeçilmez bir unsurdur. Kalkınmış ve stratejik bir tarım ve hayvancılık sistemi sayesinde sanayi sektörü için gerekli ham maddenin ithalatı önlenebilir. Bu da cari açığın azaltılmasına katkı sağlar ve ülke ekonomisini güçlendirir.

HÜDA PAR olarak, tarımsal üretimi artırmaya ve çiftçimizi güçlendirmeye yönelik her türlü çalışmayı destekliyor, yetkilileri bu konuda acilen adım atmaya davet ediyoruz.


SİYONİST TERÖR REJİMİNİN GAZZE VE LÜBNAN’DAKİ ATEŞKES İHLALLERİ

Siyonist terör rejiminin Lübnan'da ateşkes anlaşmasına rağmen beş noktada varlığını sürdürmesi, Suriye'deki işgal üslerinin sayısını artırması ve Gazze'de ateşkes şartlarına uymaması, bölgedeki istikrarı tehdit eden ciddi ihlallerdir. Özellikle, siyonist rejimin sözde savunma bakanlığının, ABD Başkanı Donald Trump'ın planı doğrultusunda Gazzelileri sürgün etmek amacıyla özel bir birim kurulduğunu açıklaması ve Gazze halkına dağıtılan bildirilerde yer alan "Araplar bizim dostumuz, size ancak kefen gönderirler" gibi ifadeler, İslam dünyası için utanç verici ve kışkırtıcı niteliktedir.

Bu gelişmeler ışığında, 4 Mart 2025 tarihinde Kahire'de düzenlenecek olan Arap Birliği Olağanüstü Zirvesi büyük önem taşımaktadır. Zirvede, siyonist terör rejimi ve ABD'nin Filistinlileri zorla yerinden etme planlarına karşı somut adımlar atılması ve Gazze'de Hamas'ı dışlamaya yönelik girişimlere karşı ortak bir duruş sergilenmesi gerekmektedir. Arap ülkelerinin, Filistin halkının haklarını koruma konusunda kararlı bir tutum sergilemeleri, İslam dünyasının birliği ve dayanışması açısından kritik bir öneme sahiptir. Siyonist rejimin Lübnan, Suriye hatta Yemen’e taşınan saldırıları bundan sonra da Gazze’de durmayacağının, tüm bölgeye kan ve gözyaşı yayacağının göstergesidir.

Bu bağlamda özellikle Arap liderlerinin, Filistin meselesine kalıcı ve adil bir çözüm bulmak için hareket etmeleri ve siyonist rejimin hukuka aykırı uygulamalarına karşı etkili ve fiili tedbirler almaları gerekmektedir. Zirvede, siyonist rejimin tanındığı tüm anlaşmalardan geri çekilme ile ekonomik ve siyasi baskı politikalarının uygulanmasına yönelik kararlar alınmalıdır. İslam dünyasının birlikte uygulayacağı tedbirler ABD ve siyonist dostu Batı’nın tehditlerini etkisiz kılacaktır. Ayrıca Gazze'nin yeniden inşası ve insanî yardım çalışmalarının hızlandırılması, bölgedeki insani krizin hafifletilmesi açısından elzemdir.


SUDAN’DAKİ İNSANİ DRAM

Sudan'da iki yıldır süregelen iç savaş, ülkede büyük bir insanî trajediye yol açmıştır. En az 20 bin kişinin öldüğü, 12 milyon kişinin yerinden olduğu ülkede 26 milyon kişi yardıma muhtaç durumdadır. Bu süreçte, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Hızlı Destek Güçleri'ne sağladığı yardımlar, çatışmaların uzamasına ve ülkenin daha derin bir kaosa sürüklenmesine neden olmuştur. Sudan gibi daha önce iç savaşın yıkıcı etkilerini yaşamış bir ülkede tarafların halkın menfaatlerini ön planda tutarak barış için adımlar atmaları gerekmektedir.

Türkiye’nin ocak ayında başlattığı arabuluculuk girişimi, bu krizin çözümüne yönelik atılan önemli bir adımdır. Ancak benzer krizlerin önlenmesi ve bölgede kalıcı bir istikrarın sağlanabilmesi için, İslam İşbirliği Teşkilatı'nın yapısının gözden geçirilmesi gerekmektedir. Özellikle, üye ülkeler arasında birbirlerinin iç işlerine müdahale eden ve istikrarı bozan hareketlere destek veren üye devletlere yaptırım uygulanması, bu tür girişimlerin önüne geçecektir.

Sudan’daki insanî dramın son bulması için hem bölgesel aktörlerin hem de uluslararası toplumun ortak bir çaba göstermesi gerekmektedir. Türkiye’nin arabuluculuk rolü ve İslam dünyasının birlik içinde hareket etmesi, Sudan halkının barış ve huzura kavuşmasının anahtarı olacaktır. Bu noktada arabuluculuk sürecinin yalnızca çatışmaların sona erdirilmesiyle sınırlı kalmayıp, insanî yardımların da kesintisiz bir şekilde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasının sağlanması da büyük önem taşımaktadır.

 

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.